Patent duktus arteriyozus (PDA), doğumdan sonra kapanması gereken kalp damar bağlantısının açık kalmaya devam etmesidir. Bu durum, kalpten çıkan aort ile akciğere giden pulmoner arter arasında normalde kapanması gereken damarın kapanmaması sonucu oluşur. Tıbbi adındaki “patent” kelimesi açık kalmış anlamına gelir; “duktus arteriyozus” ise bu bağlantının tıbbi adıdır. Yani PDA, “açık kalmış arteriyel köprü” anlamına gelir.
Bu durumu anlamak için anne karnındaki dolaşımı kısaca açıklamak gerekir. Bebek anne karnındayken akciğerleri henüz nefes alıp veremez; gerekli oksijen anneden plasenta yoluyla alınır. Bu nedenle bebeğin dolaşımında akciğerleri devre dışı bırakan bazı yollar vardır. Bunlardan biri, kalpten vücuda kan götüren ana damar (aort) ile akciğerlere kan götüren damar (pulmoner arter) arasında bulunan bir köprüdür. Bu köprü, akciğerlere gitmesi gereken kanın çoğunu doğrudan aorta yönlendirir; böylece kan akciğerleri atlayıp doğrudan plasentaya ulaşır.
Doğumdan sonra bebek nefes almaya başlayınca akciğerler devreye girer. Bu köprüye artık gerek kalmaz ve normalde birkaç saat ile birkaç gün içinde kendiliğinden kapanır. Bazı bebeklerde bu kapanma tam olmaz ya da hiç gerçekleşmez. İşte bu durum patent duktus arteriyozus olarak adlandırılır.
PDA, doğuştan kalp hastalıkları arasında sık görülenlerden biridir. Erken doğan bebeklerde belirgin biçimde daha sık karşılaşılır; çünkü bu bebeklerde kapanma mekanizmaları henüz tam olgunlaşmamıştır.
PDA neden olur?
PDA’nın neden bazı bebeklerde kapanmadığı tam olarak bilinmez. Birden fazla etken rol oynar.
Erken doğum en bilinen risk faktörüdür. 37. haftadan önce doğan bebeklerde PDA görülme sıklığı belirgin biçimde artar. Doğum haftası ne kadar küçükse risk o kadar yüksektir.
Anne karnında bebeğin geçirdiği bazı enfeksiyonlar (özellikle kızamıkçık) PDA riskini artırır. Bazı genetik durumlar ve sendromlar (Down sendromu gibi) da PDA ile birlikte görülebilir.
Yüksek rakımda doğum da bir etkendir. Yüksek rakımda oksijen düşük olduğu için akciğer damarlarındaki basınç daha yüksektir; bu durum köprünün kapanmasını geciktirebilir.
Anne kullanımı bazı ilaçlar da etkili olabilir. Ancak çoğu PDA olgusunda belirgin bir sebep bulunamaz. Bu yüzden “ben yanlış bir şey yaptım da bebeğim böyle oldu” düşüncesi yanıltıcıdır; PDA çoğu zaman önlenemez bir durumdur.
Belirtiler nelerdir?
PDA’nın belirtileri köprünün büyüklüğüne, kişinin yaşına ve eşlik eden diğer durumlara göre değişir.
Küçük bir PDA çoğu zaman belirti vermez. Çocuk normal büyür, normal gelişir ve normal etkinliklerde bulunur. Bu küçük açıklıklar tesadüfen yapılan bir kalp dinlemesi ya da farklı bir nedenle yapılan tetkik sırasında saptanır. Hekim göğüs duvarından dinleme yaptığında PDA’ya özgü bir üfürüm duyabilir. Üfürüm, kalbin normal seslerinin yanında duyulan ek bir sestir ve çoğu zaman kanın olağan dışı bir yoldan akmasıyla ortaya çıkar.
Orta büyüklükteki bir PDA süt çocukluğu döneminde bazı belirtilere yol açabilir. Bebek beslenirken çabuk yorulur, emerken duraklamak zorunda kalır, yeterli kilo alamaz. Sık sık akciğer enfeksiyonu geçirebilir. Hızlı nefes alıp verme ve terleme dikkat çekici olabilir.
Büyük bir PDA ise belirgin belirtiler verir. Bebekte nefes darlığı, beslenme zorluğu, gelişme geriliği ve kalp yetersizliği belirtileri görülür. Bu bebekler erken tanı ve tedavi gerektirir.
Yetişkin yaşlarda saptanan PDA’larda belirtiler farklı şekilde ortaya çıkar. Bazı yetişkinler nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı yakınmalarıyla başvurur. Bazıları ise hiçbir belirti vermez; PDA tesadüfen yapılan bir kalp tetkikinde fark edilir.
Tedavi edilmemiş büyük bir PDA yıllar içinde akciğer damarlarında basınç artışına (pulmoner hipertansiyon) yol açabilir. Bu durum geri dönüşsüz hale gelirse tedavi seçenekleri sınırlanır. Bu nedenle PDA tanısı konduğunda doğru zamanda değerlendirilmesi önemlidir.
Tanı nasıl konur?
PDA tanısının ilk basamağı kalp dinlemesidir. Hekim göğüs duvarından stetoskopla dinleme yaptığında PDA’ya özgü “makine sesi” benzeri sürekli bir üfürüm duyabilir. Bu ses tanı için güçlü bir ipucudur.
Tanıyı kesinleştiren yöntem ekokardiyografidir. Ekokardiyografi, ses dalgalarıyla kalbin yapısını ve kan akımını gösteren ağrısız bir görüntüleme yöntemidir. Bebeklerde test ağrı vermez ve kısa sürer. Bu testte hem PDA’nın varlığı kesinleşir hem de büyüklüğü, şekli ve oluşturduğu kan akımı değerlendirilir. Ayrıca kalbin diğer yapılarının normal olup olmadığı da kontrol edilir.
Bazı durumlarda ek tetkikler gerekir. EKG kalbin elektriksel etkinliğini gösteren basit bir testtir; PDA’nın kalbi nasıl etkilediği hakkında bilgi verir. Akciğer filmi büyük PDA’larda akciğer damarlarındaki değişiklikleri gösterebilir. Yetişkinlerde ya da karmaşık durumlarda kalp MR’ı ya da kalp BT’si gerekebilir.
Tedavi gerekir mi?
PDA’nın tedavi edilip edilmeyeceği, hastanın yaşına ve PDA’nın özelliklerine göre değişir.
Erken doğan bebeklerde, eğer PDA belirti veriyor ya da nefes darlığı, beslenme zorluğu gibi sorunlara yol açıyorsa öncelikle ilaç tedavisi denenir. Bu amaçla genellikle ibuprofen ya da parasetamol kullanılır. Bu ilaçlar PDA’nın kapanmasını sağlayan doğal mekanizmaları destekler ve erken doğan bebeklerde sıkça etkili olur. İlaç tedavisi başarısız olursa cerrahi ya da kateterle kapatma gündeme gelir.
Term (zamanında doğmuş) bebeklerde ilaç tedavisi etkili değildir. Bu bebeklerde küçük PDA’lar genellikle ilk birkaç ay içinde kendiliğinden kapanabilir. Belli bir süre beklenir; kapanmazsa kapatma işlemi düşünülür.
Süt çocukluğu ve çocukluk döneminde, belirti vermeyen küçük PDA’larda yaklaşım merkezden merkeze farklılık gösterir. Bazı merkezler küçük PDA’ları, eşlik eden bir sorun yoksa takip etmeyi tercih eder. Bazı merkezler ise küçük olsa bile gelecekte endokardit (kalbin iç tabakasının iltihaplanması) riskini önlemek için kapatmayı önerir. Belirti veren ya da orta-büyük olan PDA’larda kapatma gerekliliği daha nettir.
Yetişkinlerde, PDA saptandığında genellikle kapatma önerilir. Çünkü uzun süre açık kalmış bir PDA zamanla akciğer damarlarında basınç artışına ve kalp yetersizliğine yol açabilir. Yetişkin hastada PDA olup da hiçbir tedavi yapılmaması ancak çok özel durumlarda kabul edilir.
Kapatma için iki ana yöntem vardır. Birincisi cerrahi yöntem; bu yöntem geçmişte yaygın olarak kullanılırdı ve hâlâ bazı özel durumlarda tercih edilir. İkincisi ise ameliyatsız kapatma; bu yöntemde kasıktan ilerletilen ince bir kateter yardımıyla küçük bir tıkaç PDA içine yerleştirilir, göğüs açılmaz, ameliyat gerekmez. Günümüzde uygun büyüklükteki PDA’ların büyük bölümü bu yöntemle kapatılır. Bu konunun ayrıntıları PDA kapatma yazısında ele alınır.
PDA ile yaşam
Tedavi edilmiş ya da küçük olup belirti vermeyen PDA’lar genellikle normal bir yaşam sürmeye engel değildir.
Çocuk hastalar büyüdükçe okul, spor ve sosyal yaşamda akranlarından farklı bir yol izlemek zorunda kalmazlar. Belirti veren ya da büyük PDA’lı çocuklarda kapatma sonrası büyüme ve gelişme genellikle hızla normale döner. Beslenme zorlukları ortadan kalkar, kilo alımı düzelir.
Spor konusunda küçük ve tedavi edilmiş PDA’lı çocuklar tüm sporlara katılabilir. Büyük PDA’lı ve henüz kapatılmamış hastalarda yoğun yarışmacı sporlar yerine orta yoğunluklu etkinlikler önerilir. Kapatma sonrası spor kısıtlaması genellikle ortadan kalkar; iyileşme tamamlandıktan sonra tüm sporlara dönülebilir.
Diş tedavisi ve cerrahi işlemler PDA’sı olan hastalarda dikkat gerektirir. Bu işlemler sırasında bakteri kana karışıp PDA bölgesine yerleşerek endokardit yapabilir. Bu nedenle bazı diş ve cerrahi işlemler öncesi antibiyotik kullanımı önerilebilir. Endokardit, kalbin iç yüzeyinin iltihaplanması demektir ve ciddi bir durumdur. Kapatma yapılmış PDA’larda ilk altı aydan sonra bu önlem genellikle gerekmez.
Hamilelik küçük ve tedavi edilmiş PDA’sı olan kadınlarda sorunsuz geçer. Büyük ve tedavi edilmemiş PDA’sı olan kadınlarda hamilelik öncesi kapatma genellikle önerilir; çünkü hamilelik kalbin yükünü artırır.
Çocuğunuzda PDA varsa anne babalar ne yapmalı?
PDA tanısı duymak ailelerde çoğu zaman büyük endişeye yol açar. Ancak çoğu PDA’lı bebek uygun tedavi ile tamamen normal bir hayat sürdürür.
Doğru bir çocuk kardiyoloji uzmanına başvurmak önemlidir. Bu uzmanlar PDA’nın büyüklüğüne, çocuğun yaşına ve gelişimine göre en uygun yaklaşımı belirler. Bazı durumlarda hemen tedavi gerekirken, bazı durumlarda takip yeterli olur.
Bebeğinizin nefes alışını, beslenmesini ve kilo alımını izleyin. Hızlı ve zorlu nefes alma, beslenirken aşırı yorulma, terleme ve renk değişikliği gözlemlerseniz hekime bildirin.
Aşı takvimine uyun. PDA’sı olan bebeklerde de aşılar olağan zamanlarında yapılır. Akciğer enfeksiyonu riskini azaltmak için RSV (solunum yolu sinsityal virüsü) gibi sezonsal enfeksiyonlara karşı koruyucu önlemler özel olarak önerilebilir.
Sigara dumanından uzak tutmak özellikle önemlidir. Sigaraya maruz kalan bebeklerde akciğer enfeksiyonları daha sık görülür ve PDA’lı bebek bu enfeksiyonlardan daha çok etkilenir.
Hangi durumlarda hekime ulaşılmalı?
PDA’sı olan bir bebekte beslenmede ani kötüleşme, çok hızlı nefes alma, dudaklarda ya da ellerde morarma, aşırı uyku hali ya da beslenirken çok çabuk yorulma yaşanırsa hekime başvurulmalıdır.
PDA tanılı bir çocuk ya da yetişkinde ateşli bir hastalık olduğunda ve ateş günlerce sürüyorsa endokardit riskini değerlendirmek için hekime ulaşılmalıdır. Açıklanamayan, uzun süren halsizlik ve kilo kaybı da değerlendirme gerektirir.
Yetişkin PDA hastalarında yeni başlayan nefes darlığı, çarpıntı, bacaklarda şişme ya da egzersiz toleransında belirgin azalma kontrol gerektirir.
Sık Sorulan Sorular
PDA kendiliğinden kapanır mı?
Bazı bebeklerde ilk haftalar ya da aylar içinde kendiliğinden kapanır; özellikle küçük PDA'larda bu olasılık vardır. Ancak yaş ilerledikçe kendiliğinden kapanma şansı azalır. Bir yaşından sonra hâlâ açık olan bir PDA'nın kendiliğinden kapanma olasılığı çok düşüktür.
Bebeğimde PDA olması benim hatam mı?
Hayır. PDA çoğu zaman önlenebilir bir durum değildir. Erken doğum, bazı enfeksiyonlar ve genetik etkenler rol oynar ama anne-babanın "yanlış" bir şey yapmasına bağlı değildir. Bu kendinizi suçlamanız için bir sebep değildir.
PDA ile yaşam beklentisi kısalır mı?
Tedavi edilmiş ya da küçük olup belirti vermeyen PDA'da yaşam beklentisi normaldir. Tedavi edilmemiş büyük PDA ise yıllar içinde akciğer damarlarını ve kalbi etkileyerek yaşam beklentisini kısaltabilir. Bu yüzden tanı sonrası uygun değerlendirme önemlidir.
Çocuğum PDA tanısı aldı, spor yapabilir mi?
Küçük PDA'larda çoğu sporla devam edilebilir. Orta-büyük PDA'larda yoğun yarışmacı sporlar yerine orta yoğunluklu etkinlikler önerilir. Kapatma sonrası iyileşme tamamlandığında çoğu spora dönüş güvenlidir. Çocuk kardiyoloji uzmanı kişiye özel öneri verir.
PDA tanım yeni kondu ama yetişkinim, neden şimdiye kadar fark edilmedi?
Küçük PDA'lar yıllarca sessiz kalabilir. Çocuklukta üfürüm duyulmamış ya da değerlendirilmemiş olabilir. Bazı PDA'lar yetişkinlikte tesadüfen ya da yeni başlayan belirtilerle saptanır. Bu durum nadir değildir.
PDA kalıtsal mı, çocuğuma da geçer mi?
PDA tek başına genellikle kalıtsal bir hastalık olarak değerlendirilmez. Ancak ailede birden fazla bireyde görülebilir. Bazı kalıtsal sendromlar PDA ile birlikte bulunabilir; bu durumda genetik danışma önerilir.
Diş tedavisi öncesi antibiyotik şart mı?
Kapatma yapılmamış PDA'da bazı diş işlemleri öncesi antibiyotik önerilir. Kapatma yapılmış olanlarda ilk altı ay bu önlem alınır, sonrasında genellikle gerekmez. Diş hekiminize PDA olduğunuzu mutlaka bildirmeniz önemlidir.
Bebeğimde PDA için ibuprofen verildi, neden?
İbuprofen ve parasetamol PDA'nın kapanmasını sağlayan doğal kimyasal süreçleri destekler. Özellikle erken doğan bebeklerde bu ilaçlar etkilidir. İlacın etkisi birkaç gün içinde değerlendirilir; başarılı olursa cerrahi ya da işlem gerekmez.
PDA'mın kapatılması neden gerekli?
PDA kapatılmadığında uzun vadede akciğer damarlarında basınç artışına ve kalp yetersizliğine yol açabilir. Ayrıca endokardit (kalbin iç yüzeyinin iltihaplanması) riski vardır. Kapatma bu riskleri ortadan kaldırır.
PFO ile PDA aynı şey mi?
Hayır, farklı durumlardır. PFO kalbin iki üst odacığı arasındaki bir kapakçığın kapanmamasıdır. PDA ise kalpten çıkan iki büyük damar arasındaki bir köprünün kapanmamasıdır. İkisi de doğum öncesi normalde var olan yapıların kapanmaması ile ilgili olsa da farklı yerlerde yer alır ve farklı sonuçlar doğurur.